BASINDA BİZ
VİCDANLARIMIZI SEVEYİM! (UMUR TALU HABERTÜRK)

Türkiye “şehit cenazesi” etrafında da bölündü.

Yüzbaşı kardeşinin tabutu başında, “Çözüm süreci dendi, şimdi sonuna kadar savaş deniyor” diye yürek isyanını herkese duyuran Yarbay Alkan’ı destekleyenler ve iktidar safından yerden yere vuranlar.

Bir astsubay “şehit”ti ama Aleviydi; Cemevine “laik” devlet uğramadı!

 

***

 

Yarbay Alkan etrafında cepheleşen iki taraftan kimsenin aklına gelmeyen, çünkü asla ilgilenmediği soru ise şuydu:

Bir ağabey daha vardı; o neden böyle tepki göster(e)medi?

 

***

 

Yanılmıyorsam en büyük ağabey. Subay değil astsubay.

“Şehit kardeş” için herhalde onun da yüreği paramparça oldu.

Ama acısını sesli yaşayamıyordu işte.

Üzerlerindeki üniformaların farkı, kuşatıldıkları şartlar, alt-üst ilişkilerindeki konumlar muhtemelen en büyük ağabeyin içindeki isyanı bastırıp çoktan ezmişti bile!

Elbette bu tahmin.

Belki de tamamen “karakter” farklılığıdır!

O zaman ikinci soru-soruna geçeyim.

 

***

 

İkiye yarılmış yurdum vicdanının bir tarafı, “soruşturma açılan” Yarbay Alkan’a ceza verilmemesi için kampanyaya başladı.

Kardeş acısını, insani duygu ve öfkesini ifade eden bir askerin ceza almaması için.

Bir kısmı elbette, bu tepki ve öfke iktidara da yönelik olduğu için!

Öteki taraf “ceza alması” gerektiğini söylüyordu en hafifinden; yoksa linç, mezhepten etnisiteye, en adi biçimlerde tezahür ediyordu.

 

***

 

Hayat ve tarih bize hep anlatmaya çalışır ama kaz adımlara daha münasip kaz kafamız pek anlamaz:

Bir mesele sen fark ettiğin andan itibaren mesele değildir!

Bir acı sen gördüğün andan itibaren acı değildir!

Mağduriyet, sen bir mağduru seçtiğin andan itibaren var olmuş değildir!

 

***

 

Sadece duyguları patladığı için suçlanan (veya savunulan) Yarbay Alkan’ı soruşturan Jandarma-hükümet-devlet (ve Genelkurmay) katları şurada ne yaptı, biliyor musunuz:

Bir jandarma general, “şehide, gaziye hassas” ülkede, esas duruşta iyi durmadı diye, 50’sine yakın bir Uzman Jandarma’yı tekmeledi herkesin önünde.

Tekme vurduğu bacak, Güneydoğu’da yaralanıp “Gazi” olduğu için, platin takılı olduğu için esas duruşta esaslı duramıyordu.

Herkesin önündeki bu vakada bir soruşturma mı açıldı?

Bunları yazdım; yalanlama dahi olmadı.

O paşa, devlet erkânı huzurlarında son YAŞ’ta “terfi” alıp daha da paşa oldu.

 

***

 

Esas duruşta esaslı duran astsubayı, makamında çay tabağı fırlatıp tekme tokat“seven” bir albay da bir önceki YAŞ’ta paşa oldu.

Belki çok başarılı subaylar; ama insanlıktan söz ediyorum.

Tabii  “Asta müessir fiil ile suçun örtülmesi”nden de!

 

***

 

Yarbay Alkan’a ceza isteyenlerin umurunda oldu mu alttaki o iki asker?

Yarbay Alkan’ın ceza almaması için kampanya düzenleyenlerin de umurunda olmuşlar mıydı?

 

***

 

Uzman Çavuş Caner Kesimal hastaydı. Komutan inanmadı. Oda hapsine attı.

Oradan operasyona yollandı, “şehit” oldu. Tabutu başında nutuklar atıldı.

Oda hapsine atana bir soru soruldu mu?

 

***

 

Uzman Çavuş Hüseyin Palalı kanserdi. 30 gün istirahat yüzünden kovulmaktan korkuyordu. Sonra hüküm değişti ama ona yetişemedi.

Ordudan atıldı hasta yatağında. OYAK sorunca GATA “Çalışabilir” raporu vermişti. Kalkamıyordu. Telefonla konuşuyordum bazen.

GATA’dan bir rapor daha istendi. Ondan önce öldü.

Kovanlar, rapor verenler vicdani bir soruya muhatap oldu mu?

 

***

 

Özgür Örs, hudut karakolunda Işid’le mücadele ediyordu. Işid rehin aldı. Serbest kalınca Başbakan müjde verdi. Sonra er yapılıp sordudan atıldı, “mukavemetsiz teslim olup terör örgütü propagandasına alet olarak TSK ve TC itibarını zedeledi”diye. Biri bebek, iki çocuğu vardı.

Duydunuz mu, uyudunuz mu?

 

***

 

PKK’nın kaçırıp günlerce alıkoyduğu uzman çavuşlar da ordudan atıldı, aynı sebeple.

Kimin vicdanına dokundu?

 

***

 

Twitter’da iki kelime, de ki 140 karakterle bir mesleki tepki dile getiren astsubaylar yargısız kovuldu. Hiç oralı oldunuz mu?

 

***

 

Bir komutan uzman çavuşları toplayıp “Biz başız, siz.ötsünüz. Siz kölesiniz” dedi. Yazdım. Sonradan Genelkurmay da doğruladı.

Ne oldu?  Terfi etti!

 

***

 

Erler, uzmanlar, astsubaylar, Nazlı Üsteğmen intihar etti. İntiharlar şehit sayısını geçti.

Bazen her şey intihar sayıldı; bazen Er Sevag gibi vurulanların, Er Uğur gibi dayakla öldürülenlerin yüksek sorumluları asla çıkmadı.

 

***

 

Bir astsubay zar zor çıkan kurada Uludağ tesislerine gitti ailesiyle. Ertesi gün ailecek atıldılar oradan. Karısı başörtülü diye.

Bir başkası lojmana eşini sokamadı. Başörtülü diye. Yazdım. Avukatı Erkan Akkuş mücadele etti. Milli Savunma Bakanı “Çağdaş kılık kıyafet değil, İnkılap Kanunlarına aykırı” diye başörtülü fotoğrafa yasağı savundu. Sonra yönetmelik değişti.

Ama aynı kadını bu kez orduevine almadılar. Başörtülü diye.

Çok mu umurunda oldu trollerin!

 

***

 

Afyon’da 25 askeri zorla cephaneliğe tıkıp paramparça 6 kilometreye yayılmalarını izleyen komutanlar serbest yargılanıyor; isyan eden aileler mahkum oldu.

Vicdanlar çok mu meşguldü?

Eski Başbakan, bir tersane efendisine telefonda askeri ihale tavsiye ederken Karşıyaka’da tersane 10 askere mezar oldu.

Ne oldu?

 

***

 

Elini sallasan anti-emperyaliste çarpan İncirlik-çuval memleketinde, ABD’nin vurduğu Muavenet’te “şehit” sayılmayan, tazminat ödenmek istenmeyen askerin hakkı AİHM’de aranıyor.

Atıp tutuyorlar ya “Ne mutlu şehit ailesine… Ben de şehit olayım ama işim çok”diye…

Kimilerini şehit ve gazi saymayıp ucuza getirmek için SGK’dan MGK’ya ne çok kurumun uğraştığından…

Kopuk ayakların, parmakların, ellerin santimini ölçen…

Özel sektöre ihale edilmiş kamera takma işinde zorla çalıştırılan ve düşerek ölen Astsubay Gökhan’ın 3 metreden değil 2.90’dan düştüğüne bilirkişilik edip komutan aklayan düzenden haberiniz oldu mu hiç!

 

***

 

Yarbay Alkan bu düzende linç ediliyor yahut savunuluyor.

Kimse şunu bile merak etmiyor; peki en büyük ağabeyi susturan, bastıran neydi diye!

Bunca insanı harcamış o vakaları soruşturmayan “militer” devlet hangi yüzle onu soruşturacak diye!

Öyle ya, Cumhurbaşkanı’nın bir şehit yakınına söylediği iddia edilen söz gibi:

Bu mesleği seçerken düşünselerdi; değil mi!

 

***

 

Vicdanımız vicdan olsaydı, hep titrerdi.

Düzova’dan Yüksekova’ya…

Yarbaydan astsubaya, uzman çavuşa, sıvasız hanelerin erlerine!

Öyle değil ama.

İçten pazarlık yapan vicdana bezirgân deniyor!