BASINDA BİZ
BİR DESTAN

Bu bir destan desem yeridir!

17 Haziran 2015 Çarşamba, 00:30:12 Güncelleme:08:56:01

Umur Talu

Umur Talu

 

Belki şöyle anlatabilirim.

Özellikle AKP’ye gönül ve oy vermiş olanların en azından bir kısmına.

Sınırın hemen öte yanında, sınıra yapışık vakalarda devletin tutumunu, “Kobane, Kürtler…” deyince tam anlamakta daha zorluk çekenlere.

 

***

 

Devletin, TIR ve nakliye konusundaki “insani yardım” hassasiyeti dışında, “insani ayrım” hassasiyeti de müthiş.

Işid’e karşı politikayı da böyle bir hassasiyet belirliyor.

Size bunu başka bir yolla da aktarmayı deneyeceğim.

 

***

 

Biliyorsunuz, Işid Musul Konsolosluğumuza yaklaşıyordu.

Meclis’te kimi AKP milletvekili buna “palavra” dedi.

Ve derken, aynı iktidar, konsolosluğun “mukavemet etmeksizin terkini” emretti.

Terk derken, terk edip kurtulun, değil.

İşid’e teslim edin, Işid’e teslim olun!”

(Kimseye zarar gelmesin diye elbet) Tek kurşun atmadan, hiç mukavemet etmeden.

Teslim edenler rehin alındı.

Sonra rehinler teslim alındı.

Çok şükür!

Davutoğlu, yurda dönen “kahramanlar”ı alnından öptü.

Tabii öpsün.

 

***

 

Biliyorsunuz, Işid Süleyman Şah Türbesi’ne yaklaşıyordu.

Devlet “çok başarılı” bir operasyonla, haliyle türbenin toprağını değilse de, içindeki ve üstündekileri, orada nöbet tutan askerleri alıp geldi.

O “Türkiye toprağı” da Işid’e teslim edildi ve “geçici, güvenli yeni türbe mevkii” Kürtlerin hakim olduğu bölgede mi ne bulundu.

Zaten devletin reddine karşılık, bu sütunda daha önce aktardığım kimi mahkeme kayıtlarına göre, operasyonda “tank üstüne dahi çıkartılan ve kamyonetlerle eşlik eden, yerli sivil eskortlar” vardı.

Mukavemet etmeksizin Işid’e toprak teslim edilen operasyon” da, biliyorsunuz, “kahramanlık” olarak tarihe yazıldı.

Tarihin nasıl yazacağını henüz bilmesek de.

Bu “kahramanca operasyon”un tek şehidi ise, çatışmada değil, “eskort trafiği ve karışık emirler yüzünden” kafası karışan tanklardan birinin namlusunun, o astsubaya tam (mecburen başlıksız) film çektiği sırada çarpmasıyla verildi.

Operasyonu yöneten büyük devlet adamları ve kurmaylar, tek şehidin sorumluluğunu iki uzman erbaşa havale edip arazi oldu.

 

***

 

Nihayetinde, “Işid’e, mukavemet etmeksizin Konsolosluk ve Türbe teslim etmek” kahramanlık sayıldı.

Alınlardan öpüldü.

Alınlara da yazıldı.

 

***

 

Astsubay Özgür Örs ise “Hudut Karakol Komutanı” idi; biliyorsunuzdur, komutanların aşağıda gördüğü, aralarına pek almak istemediği astlar böyle “komutan” da oluyor; nitekim Şah Fırat’ta şimdi suçlu ilan edilen bir uzman çavuş da “tank komutanı.”

Tanka girebiliyor komutan olarak, ama bir orduevine giremiyor, uzman diye!

Özgür Örs’ün görevi zaten sınırda insan trafiğiyle mücadele etmekti. Anlaşılan bunu çok ciddiye aldı. Işid’e giden gelen epeyce kişi yakaladı.

Hatta “Gazze’de İsrail’e karşı mücadele için örgüte katıldık deyince tehdit edildik” diye Işid’den kaçmış iki kişiyi de.

Yine böyle “eleman” kovalarken sınırı geçti; hani o sınırı.

Bu kez Işid onu yakaladı, rehin aldı.

Tek kurşun atılmaksızın” devlet 4 gün sonra onu Işid’den teslim aldı.

 

***

 

Sorun şu ki, o “kahraman” sayılmadı!

Yani Işid’e “mukavemet etmeksizin” konsolosluk ve “vatan toprağı” teslim edenler ile ettirenler “kahraman” sayılırken…

Kimse “Onca kişiyi yakaladığı için” demiyor elbet; o “mukavemet etmeksizin” rehin alındığı için şimdi ordudan atılmak üzere!

Hem de “Yerli yabancı yayınlara da konu olarak, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarını zedelemek” suçundan!

Avukatı Erkan Akkuş, onu böyle suçlayanlara, Başbakan’ın “Konsolosluğu mukavemet etmeksizin teslim edenler”i alnından öptüğü fotoğrafı sundu; belki öyle anlaşılır diye.

 

***

 

İçinde “Işid’e mukavemet” etmiş ve “Kobani düştü düşerken” sınır komşusu olmuş kadın- erkek Kürtler de pek geçmeden bir şey anlatmaya çalıştım.

Belki böyle “soyutlama yöntemi”yle daha iyi anlaşılır; daha epik veya daha didaktik olur diye.

Işid’e (konsolosluk, toprak ve “insani yardım”) teslim etmenin kahramanlık…

İşid’i kovalamış olmanın “itibar zedelemek” olduğu bir destan!

Ne kadar gurur duysak yeridir.

 

***

 

Bakalım hakikaten tarih ne yazacak?

Öyle ya, tarih emir kulu değil; montaja, dublaja da hiç gelmez.

Neden sonra “hakikatler”i gömüldüğü yerden çıkartır Tarih ve oraya yalanları gömer!