BASINDA BİZ
AYRIMCILIĞIN TA KENDİSİ HABERTÜRK 11.03.2016
 
 
 
 
Habertürk Ana Ayrımcılığın ta http://m.haberturk.com/yazarlar/umur-talu/1208021-ayrimciligin-ta-kendis

Ayrımcılığın ta kendisi!

11 Mart 2016 Cuma, 07:46:23Güncelleme: 08:44:29

Tam aynı saatlerde mi oldu, bilemiyorum.

Cumhurbaşkanı Hak-İş’te “Dünya Kadınlar (Kadın Emekçiler) Günü” dolayısıyla diyordu ki:

Başında örtü var, örtü yok diye nasıl ayrıma tabi tutarsın. Yıllarca bu ülkede bu yapıldı. Ayrımcılığın ta kendisi. Hamdolsun biz değiştirdik.”

***

O sıra, T.C.’si 43061063362, yaşı 12 Nisan’da 13 olacak İdilli Fatma Elarslan da can vermişti.

Devlete göre “terörist”ti; babasına göre “daha oyun çağında can kızı.”

Fatma’yı Diyarbakır polis lojmanına bombalı saldırıda öldürülen 4 yaşındaki Mevlude İrem Çiftçi’den ayıracak değilim. Nasıl ayırırım ki!

Hep yazdığım: Çocuklar kardeştir; öldürenler kalleştir.

Ancak Fatma’yı da Mevlude İrem’i de hayatın coşkusunda değil de ölümün kıyısında yaşamaya ve ölmeye mecbur eden “şey” ayrımcılıktır.

Ezilmeye mahkum etmek, yok olmaya sürüklemek ayrımcılıktır.

Baskı, zorbalık, aşağılama, savaş, terör, pusu da ayrımcılıktır!

Bu ayrımcılık, bakın orası doğru, “başında örtü var, başında örtü yok” ayrımı yapmaz.

Sıvasız hanelerden çocukları, babaları, anaları, sayısız, sırasız önüne katar.

Dün asit kuyularında bugün bodrumlarda çocuğunun erimiş toz kemiklerini arayıp ona bir cenaze, bir kabir telaşının alevleri içinde ağıt ağıt olan başörtülü Kürt anne de; cebinde iki fotoğrafla yola koyulmuş asker yahut bir yer yatağında kıvrılıp uyuyacak polis evladını dualarla uğurlayan başı örtülü Türk anne de, ille “başörtü” açısından bakarsan, “bir”dir.

Esasen, ana diye bakarsan, evlat acısına mahkum anne diye bakarsan, daha da “bir”dir.

Onları evlat acısıyla kavuran kader ayrımcıdır!

Kendimize, kendinize, çocuklarınıza, büyüklerimize, onların çocuklarına bakınca anlarsınız bunu.

***

Cumhurbaşkanı bir “sendika”da konuştu.

Kadın Emekçiler Günü”nde işyerlerinde bir yılda can veren kadın işçi sayısı kürsüde önüne kondu mu?

Yılda en az 120 ölü kadın işçidir o sayı! 1600 de erkek işçi.

Kadın-erkek diye ayırmaz ölüm; onun ayrımcılığı “emekçi” diyedir. Herkes unutsa bile İş Cinayeti bilir “sınıf”ı. Hele hele “başında örtü var, başında örtü yok” diye hiç ayırmaz!

Yalvaç’ta mevsimlik iş peşinde, tıkış tıkış araçtan yola dizilmiş, cansız sıralanmış kadın işçiler öyleydi; başı örtülü de vardı, başı örtüsüz de!

Sendika binasında dahi bu pek konuşulmaz!

***

O vakit tam mevzua geleyim:

Başında örtü var, başında örtü yok!

Elbet çok haklı: Acımasızca yapıldı. Üniversiteden nizamiyeye kadar.

Geldik bugüne: “Ayrımcılığın ta kendisi. Hamdolsun biz değiştirdik.”

*** 

Hakan Astsubay’a lojman çıkmıştı. Lojmana “Akıllı Kart”la giriliyor. Epey yazdım: Öğretmen olan eşinin başı örtülüydü. Fotoğraf yüzünden kart vermediler. Bir kadın kendi evine giremedi. Cumhurbaşkanı, Başbakan eşinin de başı örtülü olduğu Ankara’da.

Hakan Astsubay ve avukatı Erkan Akkuş hukuk mücadelesi başlattı.

Yönetmelik “Çağdışı ve İnkılap Kanunlarına aykırı kıyık kıyafetle fotoğraf olmaz” diyordu. Değişmesi için dava açtılar. Karşı taraf Genelkurmay değil, Milli Savunma Bakanlığı idi.

AKP iktidarı Milli Savunma Bakanlığı “çağdışı ve İnkılap kanunlarına aykırı kıyafet yasağı”nı savundu.

Hukuk mücadelesi sürdü. Yine yazdım. Önce lojmana ziyaretçi gibi izin verdiler. Sonra yönetmelik değişti. Kart alabildi.

Ama “ayrımcılık” bitmedi.

Bu kez Orduevi geçit vermedi. Karşılarına “Hak sahibi personelin anneleri ile emekli personel eşleri, alın, çene ve yüzleri açık kalacak şekilde çene altından bağlanmış eşarp ile de tesislere girebilir” diyen yönetmelik çıktı. Orduevinden çıkarıldı “başörtülü eş.”

Kural diyordu ki, “Muvazzaf personelin annesi… Emeklinin eşi… O da şöyle şöyle bağlı.”

Bu hala “ayrımcılığın ta kendisi” değil mi? “Başında örtü var, örtü yok” değil mi? Ayrımcı bir devlet ve milletin içinden sadece bir ayrımcılık değil mi?

***

Yine dava açtılar. Davalı yine Milli Savunma Bakanlığı idi. Davacı Astsubay ve avukatı Akkuş bu yönetmeliğin de ayrımcı olduğunu, iptalini istedi.

Ve yakınlarda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nden şu karar çıktı:

İdare (yani iktidarın Milli Savunma Bakanlığı) haklıdır. Yönetmelik iptali isteminin reddine. O yönetmelik aynen bakidir. Ama hanımefendide Akıllı Kart olup incelenen CD görüntüsünde kapıda yönetmeliğin yanlış yorumlandığı görüldüğü için kendisi girebilir.

Yani “Başında örtü var, başında örtü yok ayrımcılığı”na devam; mücadeleci, inatçı olana ise aralık kapı; başkaları yine kapı dışarı!

İşte İzmir’de kapı dışarı edilen astsubay ailesi, işte Fenerbahçe’de dışarı atılan emekli ve eşi.

***

Meselemizin özünün ezen-ezilen olduğunu anlamamız zor oluyor.

Ölü çocuklar da, ölü işçiler de o büyük mesele içinde yok oluyor.

En kötüsü; ezilenlerin, kadın veya erkek bir başkasının ezilmesine alkış tutması, alkış ne kelime, küfür kıyamet, tekme tokat refakat etmesi.

Çok gezen değil, çok ezen iyi biliyor dünyanın bu sırrını!

Onlar iyi bilir, kadınların (ve erkeklerin) maruz kaldığı esas ayrımcılıkları.